18 Mart 2020 Çarşamba

- BEKAR KOYU OLAYI..

Fantastik  dizi film adı gibi oldu bea. Neyse oldu artık, yazdım bi kere.
Dedim  bir hikaye anlatayım size.
Hep diyorum; "kendimden bahsetmeyi pek sevmem" diye.
Ama okuruz, vakit geçer bireysel  izolasyon günlerinde demişimdir.
Maksat muhabbet olsun, torba dolsun canım followırlar.


Yıllardan bi yıldı..
Bundan 8/10 yıl kadar önceydi yanlış hatırlamıyorsam.
Bi dostumuz, bi "Bavaria 34" tekne almıştı. Teknesini pek sevmişti.
Çok deneyimi yoktu, hatta hiç yoktu diyebilirim ama denizi seviyordu ve teknesinde güzel zamanlar geçirmek amacında idi. Aşağıda bir Bavaria 34 var ama temsili bir resim, fikir vermek için koymuşumdur.


Eşi ile birlikte, ilk kez Gökova'ya çıkıp bir tur yapmayı planladıklarında,  bizim de onlara eşlik etmemizi istediler. Yenga da itiraz etmeyince, biz olduk Bavaria'ya tayfa..
Açıldık Bodrum marinadan güzelim Gökova'mızın lacivert sularına.

O dönem dünya denizlerinde korsanlık olaylarının alıp yürüdüğü günlerdi.
Türkiye'mizde böyle bir olay hemen hemen hiç yoktu ama alemlerde hikayeler alıp yürümüştü.
Dergilerde, forumlarda muhabbetler birbiri ardına yürümekteydi. İlginç şeyler okuyorduk.
Doğrusu, yabancılar yazdıkları ile korkutuyordu bünyeyi. İster istemez tırsıyodu insan.


Aylardan Ekim gibiydi biz tura çıktığımızda.
Malum, Gökova'nın ünlü sarı yazıdır bu zamanlar. Çok şahane olur Gökova o dönemde.
Yılın en güzel zamanlarıdır. Hava şerbet, deniz çarşaf gibidir genellikle.
Bi de tenha olur.
Yazlıkçılar yabancılar,metropolitan tatilciler, tekne kiralamacıları, gulet chartercılar felan işlerini bitirip memleketlerine dönerler. Koca körfez bizlere kalır o günlerde.

Bi gelenek vardır bura mahfillerinde.
Bodrum'lu profesyonel denizciler, gulet sahipleri, kaptanlar sezonun bu son günlerinde; işlerini bitirmenin, turistleri göndermenin, emeklerinin karşılığını almış olmanın keyfiyle, koca yazın yorgunluğunu çıkarmak için tatil yaparlar.

Eşlerini, dostlarını, ailelerini yanlarına teknelerine alır, çoluk çocuk çombalak kendileri için bir tura çıkarlar.  Bazen de aileler olmaz, denizciler,  tayfalar kendileri gezip eğlenirler, balık tutar, yüzer, dalar latif sıvılar tüketir, mangal kebab yaparlar.

Pek güsel olur netekim. Sonuçta onlar da amatörler kadar deniz, tekne, Bodrum sevdalısıdırlar.
Uzatmayalım hikayeyi; olaya giriş yapalım.

Biz bi güzel geze geze Yedi adalara geldik, namı ile maruf Bekar koyunu şavulladık geceyi geçirmek için.



Dar girişini inceden sıyırarak içeri attık kendimizi. Bilen bilir dünya cenneti bir koydur. Ama girişi dikkat gerektirir. Geniş gibi durur ama sığdır yanları. Ortada bir derin kanal vardır, oradan geçmek gerekir.

Kristal gibi sularında, her daim dipte gezen attapotları  balıkları neyim görürsün.
Kapalı koy sakin, dingin, yatar teknelerin altında.
Çam ağaçlarının dalları  uzanır, suyu kucaklamak  istercesine eğilir denize. İğneli yaprakları rüzgar estikçe suya  batar batar çıkar.



Bodruma 35 mil kadar çeker ama zaten geze geze gidince dert olmaz tayfaya. Ayrıca Yedi Adalar bölgesi başlı başına bir hafta geçirilecek bi yerdir yani. O güzelim koylarda yaşamak ömre bedeldir diyebiliriz vesselam. Toplayın kumanyayı tekneye serin demiri koylara bakın hayat neler vaat ediyo size.



Efenim biz de o gece Bekar koyuna demirleyip, kıçtan karamızı olduk, akşama hazırlanmaya  başladık. Bomboştu koy.. Her zaman bulunmaz bu kadar rahatlık orada. Bi tek biz varız. Ne mutluluk bilemezsiniz, kişiye özel koy durumları yani.



Hava karardıkça psikoloji az biraz değişmeye başladı galiba..
Bir yandan sonbahar havası, bir yandan ıssızlık, bir yandan akıllarda korsanlık hikayeleri derken anladınız siz durumu.
Fekat var ya ne yalan söyleyeyim ben hiç korkmam anacım. Çok cesurumdur vallahülazim. Başkaları benden korksun di mi ama canım followırlarım? Ama viran olası teknede evladı ayal  var. Uyanık olmak gerek velhasıl.

Derken bir ayna kıç göründü koyun girişinde; 15 metron kadar bişi.
Orasında burasında çamaşırlar, havlular, mayolar asılı ama görüntü pek sosyetik diil hani.
Bir müzik çalıyo ki bileklerini kesersin o kadar damar yani.
Güvertede kalabalıkça bir erkek topluluğu. Geldiler döndüler ustaca bi manevra ile demirleyip o dar alanda kıçtan kara oldular. 15 metre felan uzaktalar bize.

Bir yandan "Oh iyi oldu Bodrum'lu gemiciler geldi yanımıza, yanlız olmayacağız ortamda " diye sevinçli bir fikir uçuşurken fikrimizde, bir yandan da "len oğlum hani olmaz olmaz, şişede durduğu gibi durmaz felan.." Neysee..

Ayna kıçtakiler düzeni kurdular, mangalları yaktılar, ortamı dumanlayıp, müziği de ortama adapte ettiler hayatlarını yaşamaya başladılar.

Menüde makarna vardı bizim o gece; kumanyamız kısıtlı idi ve turun da sonlarındaydık..
Makarna candır bu gibi durumlarda malumunuz.
Hava da kararmakta, soğukça da olduğundan aşağıya salona indik, yemek hazırlamaktayız.
Yengelerden birinin seslenmesini duyduk;  lumbozdan görmüş, "buraya geliyorlar" dedi.
Inınınnn!!
Baktık bir bota binmiş iki adam, kürek çekerekten bize doğru gelmekteler.
"Hayırdır" olmuşumdu.

Biz iki erkek tayfa havuzluğa çıkıp, en baba halimizi takınıp, pek te sevimsiz olmamaya çalışarak botu beklemeye başladık. "Du bakalım ne olacak" durumundayız neticeten.
Bekledik bekledik bekledik, her kürek çekilişinde damarlarımızda kan dolaşımı hızlanmaktaydı anacım.

Derken bot geldi, tekneye yanaştı,  adamlardan biri selam verip, ayağa kalktı ve elindeki torbayı uzattı. "Abi yolda yakaladık, biz de çok var; hem taze hem güzel afiyet olsun" dedi.
Bir torba balıktı bize vermek istediği. İyi mi?

Yaa.. Şaşırdık tabi..
Canımın içi tayfa üşenmemiş, balıkları temizlemiş, oradan buraya gelmiş. "Şu güzel balıklardan verelim bu gariban sosyeteye de biraz ruhları şenlensin" demiş,  bi güsellik etmek istemişlerdi bize.

Aşağıda olayı izleyen tekne sahibi yengemiz "Ama makarna pişti, hem de unumuz  yok teknede, sofraya da oturmak üzereyiz" dedi.

Bi an bakıştık adamlarla, "dur abi biz de var, bi koşu gidip getireyim un, sizin sofra da beklesin az biraz" dedi biri ve bunlar  yine kürek çekmeye başladılar.

Onlar un getirdiler, biz teşekkür ettik, makarnanın yanında balığı da götürdük bittabi.
Ne diyoruz hep beraber?
"Tekne alma komşu al" diye bi laf var mıydı bea ?
Güzeldir yurdum insanı vesselam.

Bak bir de benim çektiğim bi foto size. Bekar koyunda çekmiştim. 2 önceki teknem Karabiber görünüyor dallar arasından.



17 Mart 2020 Salı

- ZAVALLI ALMANI AZ KALSIN ÖLDÜRÜYORDUK !



Çok muhteşem günlerdi..
Teknemiz Andropy'i yeni almıştık.. 2006 yılıydı zannımca..





Tam anlamıyla çaylaktık.. 
Kendimize güvenimizin arttığı ilk günlerde uzun (!) bir seyir yapmaya karar verdik..Turgut Reis'ten çıkıp, Gökova'nın girişindeki ünlü Oraklar adalarının karşısındaki  Pabuç burnu diye adlandırılan koya gidecektik..Uzun dediğim yolculuk buydu.. Buydu ama o zamanlar bize okyanus aşırı bir yolculuk gibi gelmekteydi..

Neyse gayet keyifli ve sorunsuz bir yolculuktan sonra hedefimize vardık..
Koy boştu..




Bir alman teknesi, içinde gençten bir karı koca ile demirlemiş ve koltuk halatı ile kıçtan sahildeki kayalıklara bağlanmıştı..Uzaklarda, bir iki küçük tekne daha vardı; salınıp duruyorlardı..
Alemin keyfi yerindeydi yani.. Biz gelene kadar diyelim isterseniz..

Demirleyip koltuk halatı alma operasyonuna  başladık..
Sevgili eşim dümendeydi..
Bendeniz demiri atıp, kıçtan suya atlayıp, şu makaralı şerit halatlardan olan kıçtan kara halatını elime alıp, karaya yüzmeye başladım...

Gittim gittim şerit halat bitti..
E ben hala karada değilim..
Zinciri boşlamak lazım.. Hanım başa gitti zinciri boşlayayım derken teknenin şakülü kaydı.. Karaya dik halde durması gereken bizim tekne salınıp, sahile paralel hale geldi.. 
Hoppala.. Hanım da bir türlü teknenin kıçını döndüremiyor..

Tekrar geriye tekneye yüzüp, demiri yeniden yakına atayım dedim. 
Dediğimi de yaptım  ama biz bu tekneyi bir türlü karaya dik tutamıyoruz.. Bu sefer  bota binip karaya gitmek istedim  ama motorumuz yok.. Ben kürekle gitmeye çalışırken, bizim tekne durduğu yerde dönüyor alçak. 
Uğraş didin sonuç yok..
Ben dümene geçtim hanım bota bindi. Birde böyle deneyelim dedik.. Hanım gidemiyor botla karaya.. 
Bu şerit halatların kötü yanı, halatın bir ucu tekneye bağlı olduğundan, halatı yanına alıp, karaya gidip, bağlayıp gelemiyorsun.. Ucunu götürmek zorundasın.. Bir kötü yanı da batıyor olması.. Pervane neyim onuda kontrol etmek zorundasın giderken..



Biz böyle didinirken, yandaki teknede  huzur içinde kitabını okuyan Alman'ın  birden yardım edesi tuttu..
Suya atladı yüzerek yanımıza geldi ve bana “sen tekneyi tut ben kıçtan kara halatını bağlarım” dedi..
"Allah razı olsun" dedik; şerit halatın ucunu verdik..
Bu yardımsever kardeş, Tarzan misali yüzerekten şapadanak şupadanak yola çıktı.. Eh bizde teknenin kıçını hedefte  tutma işinde bu sefer başarılıyız  doğrusu.

Sevgili Alman'ımız biraz gitti, biraz daha gitti,sonra gidemez oldu.. 
Bir çırpınma, batma çıkma falan yani uzaktan bir gariplik olduğu seziliyor..
Eşime bota atlayıp adamcağızın yanına gidip bir bakmasını söyledim.. Ben dümendeyim ya..  Bizim hanım oraya gitti,adamın üstüne eğildi ve..

Ve Sonra ben uzaktan adamı benim hanımın boynuna sarılmış, bacağını da bota atmaya çalışırken gördüm bir an..
Anında naralanıp,  “behey gafil n'apmaktasın” diyerek suya atlıyordum ki, adamcağızın öbür bacağı gözüme ilişti..

Bu alman Tarzanı, bizim şerit halatın ucunu rahat yüzebilmek için bağlamış ayak bileğine..
Şerit halat ta dön dolaş, bunun ayağına dolanmış.. 
Olmuş mu sana bacak, kocaman bir halat makarası ? 
Adamcağız teknenin kıçında  sırtıya takılmış balığa dönmüş.. Halatta çekiyor mu garibimi  dibe ? 
Yani bizim hanım yanına gitmese Tarzan zor durumda kalacakmış doğrusu...
Can havliyle adamcağız, bota atmaya çalışırmış kendini..

Gerisi tam bir sinir krizi.. 
Açtık yorgunduk ve başarısızdık. Bi de aleme rezil olmuştuk..
Az kalsın adamın birini sakatlıyorduk..
Eşimi bir yandan ağlayıp, bir yandan gülerek suyun içinde adamı şeritlerden kurtarmaya çalışırken görüyordum. Almancağızın bacağındaki halatı tamamen çözmek epey bir zamanlarını aldı..
Tekne tarafından da makaraya bağlı halatı çözüp götüremiyordum; berbat anlardı..

Sonrasında Alman'ımızı kurtulmuş ve teknesine doğru yüzerken gördüm. Adamcağız tekneye çıktı, duşunu aldı, teknesinin bizden olmayan yanına uzandı ve bir daha asla bizden yana bakmadan iki gün geçirdi..

Koltuk halatımız mı n'oldu ? Bağladık tabii.. 
Uğraşmaya ara verdik.
Karı koca teknemizde bir yemek yedik, biraz dinlendik, sinirleri yatıştırdık ve sil baştan her şeyi yeniden yaptık..
Sonunda başarmıştık..
O koyda İki güzel gün geçirdik..



Ders ister misiniz ?
1) Tekneyi demir attıktan sonra tornistanda hedefte tutmayı öğrenin..
2) Kesinlikle yüzer koltuk halatları kullanın
3) Koltuk halatlarının  iki ucu boşalabilsin ve yeterli uzunlukta olsun
4) Yüzerken  halatları bir yerinize bağlamayın
5) Botunuza motor alın
6) Deneyimi  hakkında bilginiz olmayan adamlardan yardım almayın
7) Deneyiminiz sınırlı da olsa kabul edilir riskler alın, harekete geçin yoksa asla denize çıkamazsınız..

Bi de bakın ne diyeceğim.
Bu yazıyı Naviga dergisine yollamıştım. Bana bir çift "Sperry" ayakkabı verdiler telif ücreti olarak.



Hala giyiyorum valla..
Bu deniz yazarlığı işinden kazandığım tek şeyde budur vallahülazim.
Onu da belirteyim yani..

15 Mart 2020 Pazar

- ALEKSANDER DOBA BEY..

"Aleksander Doba" amcamı alkışlayın.
Kano ile 3. Atlantik geçişini tamamladı 2017'de..
70 yaşındaydı o günlerde.

Bilmem annatabildim mi?
USA- New Jersey'den 16 Mayıs'ta atladı suya ve tam 111 gün sonra, geçtiğimiz pazar günü Fransa topraklarına ayak bastı..

4.150 mil okyanusta tek başına kürek çekti. Söyledim miydi 70 yaşındaydı o zaman.
"Benim Teknem" feys followırları hatırlar kendisini; yıllar içinde epi yayın yaptıktı hakkında.
Memleketi Polonya'da gerçek bir süperstar olarak sevilen Aleksander amcam, 2015 yılında da National Geographic dergisi tarafından yılın maceraperesti seçilmişti.
Emekli mühendis olan amcamız, aynı zamanda hırslı bir kaya tırmanıcısı, paraşütçü, planör pilotu, denizci ve yat kaptanıdır da.

Daha önce de  iki solo Atlantik kano geçişi var.
Bunlardan birincisini Ekim 2010 ile Şubat 2011 arasında Senegal'in başkenti Dakar'dan Brezilya'nın Acarau şehrine giderek yapmıştı; 65 yaşındayken.
İkincisini ise, Ekim 2013'te Lizbon'dan yola çıkıp, ertesi yılın Nisan ayında Florida'ya vararak gerçekleştirmişti. 67 yaşındaydı o yolculuğu yaptığında da.. Hatırlatayım da..

Şimdilerde 73 yaşında ama aktif sportif hayatına devam ediyor hala konferanslar konuşmalar eğitimler veriyor.

Bakalım torbasında daha ne numaralar var..
Ne diyoruz "Asla Geç Değildir." 
"Yeter ki kararmasın sol memenin altındaki cevahir." 
"Yaş sadece bir sayıdır vesselam"

14 Mart 2020 Cumartesi

- "HEAD" TEKNELERDE TUVALET

Yavv var ya canım followırlarım, ben olmasam bunları nereden öğreneceksiniz siz.
Bak mesela bu yazıda  size ne öğreticem. 😝
Hadi gözünüz aydın bunu da öğreneceksiniz sayemde..


O diil de ne diyeceğim..
Korona morona günleri ya  takmayın kafanıza.
Oturun evde. Napıcaksınız çıkıp sokaklara?
Hazır okul-mokul, maç felan da yok.
Ben sizi eğlendirir bilgilendiririm buradan.
Sıkılmazsınız valla sayemde. Bakarsınız dünyaya Benim Teknem penceresinden içiniz açılır. Lumboz mu deseydim acaba?

Neysee..
Dua edin de bana bişi olmasın, gerisi kolay, o iş bende..
Bak mesela "Head" meselesine ışık tutacağım bu yazıda.
Yabancı kaynaklarda, tekne tuvaletlerinden bahsederken bu sözcüğü kullanırlar. Nedense teknelerde tuvalete "Head" derler yabancılar. Benim bildiğim "Head" kafa demek, baş demek.. Öğle öğrenmiştik orta okulda "Mr and Mrs Brown at the sea side" derslerinden.


"Eee o zaman ne iş bu iş" demişimdir, derin araştırmalara girişmişimdir.
Bakın ne bulmuşumdur.
Meğerse eski denizciler hacet giderirken teknenin burnuna giderlermiş. Orda bi delik varmış, ordan hallederlermiş işlerini.. Neden dersiniz?
Bi kere altı boş. Depo derdinden kurtulursunuz.
Sonra bata çıka giderken tekne pırıl pırıl yıkanır deniz suyuyla oralar.
Bi de genel de rüzgar arkadan geliyo ya, rüzgar alır götürür tekneden kokuları.
Tabii "nereye" diye soran olursa, o zamanın denizcisi "Başa" dermiş. Böylece orası böyle kalmış geleneklerde.
Başkaca da tuvalet yokmuş gemilerde. Bir tek kaptanın özel tuvaleti varmış.
Yaaa.. Bunu da öğrendiniz sayemde çok şükür.

Sağlıklı günler hepiciğinize, iyi bakın kendinize.
Elleri yıkamayı da unutmayın sakın.
N'apıcaksınız?
"İyi ki doğdun BT bey" şarkısını koşturmadan söyleyip, bitirene kadar yıkayacaksınız elleri. Bu tam 20 saniye canım followırlar.
Bak bu iyiliğimi de unutmayın anacım. Hadi bakalım.

13 Mart 2020 Cuma

- YAVAŞ SEYİR MANİFESTOSU (2)..

Bir önceki mesajımızda bahsetmiştim manifestonun orjinalini de 3 dilde yayınlayacağım diye.
Bizde söz söz.. İşte yayınlıyorum vesselam..


Orjinalinin Türkçesi bu şekil:
1- Önemli olan tekne değildir. Önemli olan senin teknen ve denizle kurduğun ilişkidir. Boyunun, bedelinin veya donanımının, kürekli bir sandal veya büyük bir yat olmasının da hiç önemi yok. Önemli olan onu diğer bütün sahip olduğun nesneler gibi görmeyip, sana zevk veren, unutulmaz deneyimler yaşatan, denizi tanıtan ve en önemlisi seni sana tanıtan bir yol arkadaşı olarak gör.
2- Limanda bağlı olsa bile içinde zaman geçir. Yaşam alanının bir parçası olsun. Teknen üzerinde çalış, tamir et ki teknen de ortaya koyduğun eserlerden biri olsun. Bu, sen ve teknen arasında daha sağlam bağlar kurulmasını sağlar.
3- Denize çıktığında aceleci olma. Uzun bir yolculuk yapacakmışsın gibi dönüş saatini düşünmeden yola çık. Kol saatini unut ve güneşin seni yönlendirmesine izin ver. Denklemden hız ve zamanı çıkartırsan geriye uzay kalır : Deniz.
4- Sabit rotasız ve hedefsiz yola çık. Basitçe yelken yap. Kendini rüzgar ve denizin seni yünlendirmesine izin ver. Ne katettiğin ne de önünde kalan milleri düşün. Hiçbir yere gitme.Sadece denizde ol ve anın zevkini çıkart.
5- Elektronikleri unutup eski usül seyir yap. Aletlere bağlı kalmamayı öğren. Ne kadar zamandır rasat yapmadın ? Seyirde yerini saptayıp kağıt bir harita üzerine işle. Anemometreyi unut. Rüzgarı yüzünde ve ensende hisset. Seyir sanatını öğren : Gerçek denizcileri tanımlayan budur.
6- Cep telefonunu, radyoyu, müzik çaları kapat.Seni karaya bağlayan bağlantılardan belli bir zaman için kop. Sessizlik ! Denizin mırıltısını, bodoslamada dalgayı, yelkenin pırpırını, rüzgarın nefesini dinle.
7- Yekeye veya dolaba yapışıp kalma. Dümeni bir arkadaşına bırakıp kendini akışa terk et. Ne kadar zamandır teknenin güvertesine şöyle rahatça uzanmadın veya bodosamada oturup bacaklarını iki yandan sallandırmadın? Yalnız isen, yelkenleri trimle, dümeni bağla ve bırak böyle gitsin tekne. Ekibine ve teknene güven.
8- Bir seyir defterin olsun. Çıkışlarını ve hissettiğin duygularını yaz. Böylece her denizde oluşunun duygularını saklayacak ve ileride hatırlayacaksın. Bu duygularını mesela bir blogda başkaları ile de paylaş.
9- Eğer yarışmaktan hoşlanıyorsan asla ödülü düşünerek yarışma. Yarışa, denizi, tekneni ve kendini rekabet içinde tanımayı öğrenmek için gir.
10- Tekneni terk etme, o bunu asla yapmaz.
11- Hergün denizi bir an için de olsa seyret ve enerjisini içine sindir. Gittiğin her yere onu da götür.


İngilizcesi şu şekil:
The Slow Sailing Manifesto
1.- Whatever your craft, whether a rowing boat, or a luxury yacht, it’s yourrealationship with your boat and the sea that matters. Regardless of length,price and equipment, your craft isn’t just another of your many possesions butrather an agreeable travelling companion with whom you can learn about thesea and, more importantly, about yourself.
2.- Spend time aboard your craft even if it’s just tied up in the harbour. Make theboat part of your living space. Do little jobs aboard, this will hieghten your senseof ownership and will strengthen the ties between you and your craft.
3.- Leave your hurries and worries on the quay when you go sailing. Go withouta set time to return, as if you were leaving for a long journey. Forget your watchand let the sun guide you. If you take speed and time out of the equation you’releft only with space: the sea.
4.- Sail without a strict course or destination. Let the wind and sea take youwhere they will. Don’t think about miles covered or those still to go. Don’t goanywhere, just sail and enjoy the moment.
5.- Disconnect the electronics and sail like they used to. Learn not to depend onyour instruments. When was the last time you took a bearing? Or a sun sight?Find your position and mark it on the chart. Forget the windspeed indicator, feelthe wind on your face. Learn the art of sailing, become a real sailor.
6.- Disconect the mobile and turn off the music. Cut your ties with the land.Listen to the murrmuring sea, the bow wave, the flap of the sail, the breathing wind.
7.- Don’t hog the helm. Let somebody else take it. How long has it been sinceyou stretched out on deck or sat at the bow? If you’re sailing alone, tie off thetiller, balance the sails and let yourself go. Trust in your crew and in your boat.
8.- Write a log book. Detail your sailing trips and note down your feelings. Thengo back over your notes and re-live the experience. Share your experienceswith others in what ever way suits you best.
9.- Race, if that’s what you like but don’t go for the prize. Go to learn about the
sea, your boat and yourself. There’s no more stimulating prize than this.
10.- Don’t desert your boat, she’d never desert you.
(This is a play on a famous Spanish campaign to stem the amount of pets that are abandoned by the roadsides in
Spain, particularly during the summer holidays.)
11.- Contemplate the sea for a while each day, let it’s energy flow into you and
take it where ever you go.


En orjinali de bu İspanyolca:
Manifeste de la Navigation Tranquille
1.- L’important ce n’est pas le bateau mais le rapport que tu établis avec lui et la mer.
Peu importe sa longueur, son prix ou son équipement ; peu importe que ce soit un
canot à rame ou un grand yacht ; ce qui compte, c’est de le considérer non pas comme
un objet quelconque faisant partie de tous ceux que tu possèdes mais comme un
compagnon de voyage qui peut procurer plaisir, expériences inoubliables, une
connaissance de la mer et, surtout, de toi-même.
2.- Séjourne à bord, même si ce n’est qu’amarré au port. Qu’il devienne une partie de
ton espace vital. Travaille sur ton bateau, retouche-le, de façon à ce qu’une partie de
ton bateau devienne ton oeuvre, et qu’une partie de ton oeuvre soit en rapport avec ton
bateau. Cela établira des liens plus solides entre ton bateau et toi.
3.- Lorsque tu navigues ne sois pas pressé. Pars sans penser à l’heure du retour,
comme si tu partais faire un long voyage. Oublie ta montre et laisse le soleil te guider.
Si tu élimines la vitesse et le temps de l’équation, il ne reste que l’espace : la mer.
4.- Pars naviguer sans cap précis, sans destination. Navigue, simplement ; laisse-toi
porter par le vent et la mer. Ne pense pas aux milles parcourus ni à ceux qu’il reste à
faire. Tu ne vas nulle part. Uniquement navigue et jouis du moment.
5.- Oublie l’électronique et navigue à l’ancienne. Apprend à ne pas dépendre des
instruments. Combien y a-t-il de temps que tu ne prends pas un relèvement ou la
hauteur d’un astre ? Marque ta position et trace le cap sur une carte en papier. Oublie
les penons ; sens le vent sur ton visage et sur ta nuque. Apprend l’art de naviguer :
c’est lui qui caractérise les vrais marins.
6.- Coupe le cellulaire, la radio, l’appareil de musique. Coupe pendant un certain temps
les liens qui t’unissent à la terre. Silence ! Écoute la rumeur de la mer : la vague
d’étrave, le battement de la voile, l’haleine du vent.
7.- Ne t’agrippe pas à la barre ou à la roue. Cède le gouvernail à un membre de
l’équipage et laisse-toi porter. Combien y a-t-il de temps que tu ne t’allonges plus sur le
pont ou que tu ne t’assieds plus à l’étrave, pieds pendants ? Si tu es seul, amarre la
barre, équilibre le bateau avec les voiles et laisse-toi mener. Fais confiance à
l’équipage et à ton bateau.
8.- Rédige un journal de bord. Note les détails de tes sorties et les sensations que tu
éprouves. Tu conserveras ainsi les émotions de chaque sortie et tu pourras les revivre
plus tard. Partage ces expériences et ces émotions avec d’autres personnes à travers
un blog ou comme tu voudras.
9.- Si tu aimes faire des régates, ne les fais jamais en pensant au prix, mais parce que
c’est par la compétition que tu apprends à mieux connaître la mer, ton bateau et toi-
même. Il n’y a pas de prix plus stimulant que cet apprentissage.
10.- N’abandonne pas ton bateau, il ne le ferait jamais.
11.- Contemple la mer un instant tous les jours, imprègne-toi de son énergie et
emmène-lalà où tu ailles.

11 Mart 2020 Çarşamba

- YAVAŞ SEYİR MANİFESTOSU (1)..

Bunu ben yazdım. 
Ama sor bi nasıl yazdım. Feys şeysinde yayınladım. Yer yerinden oynadı anacım.
Onbinlerce görüntülendi, yüzlerce paylaşıldı. Hatta kesip biçip, kes yapıştır da yapıldı. Kaynaksız yayınlandı. Bittabi bu tür paylaşımlara çok bozuldum.
Neyssee..



Şöyle yazmıştım anacım:
Bilir misiniz bilmem ? Bundan yıllar önce Katalan denizci ve politik aktivist Joan Sol Perez ilk defa yayinlamış bu manifestoyu.
Bağzı katalan, ahşap ve küçük tekne sever tayfa oturup, kaleme almışlar. Alemlerde ilgi görmüş, bir çok dile çevrilmiş, denizlerde uzun ve hoşça vakit geçirmeyi, yavaş yavaş gidip yolculuğun, denizde olmanın, teknede olmanın verdiği hazzı doyasıya ciğerlerine çekmek isteyen iyi denizcilerin mottosu olmuş.
Bizim güzel Türkçe'mize de "Cem Gür" bey çevirmişti. Güzel çevirmiş, çevirmekle iyi yapmış kendisine teşekkür ederiz. Cem'cim kusura bakmazsa bu yazıda ben onun çevirisi üzerinden bağzı bozuklamalar yaparak az biraz güncelleitirerek, yer yer de itiraz ederek, bu metni çıkardım ortaya.
Tabii orjinal metni de üç dilde yazılmış hali ile en sonda yayınlayacağım panik yok. Neden üç dil demeyin malumunuz evrensel bi sayfayızdır vesselam.
Şimdi siz "tekne alıcam ama ne alsam, onu mu alsam, bunu mu alsam, motorunu neresine taksam, kaç tuvaleti olsun felan diye , bitmez tükenmez sorular sorup kafanızı bulandırıp, dağılıp dağılıp toparlanamıyonuz ya.
Bunlarla uğraşırken denizdeki hayatın güzelliklerini yaşamaya bi türlü adım atamıyonuz ya; bakın ne diyeceğim.
Önemli olan sahibi olmayı başarabildiğin teknenin tipi, tarzı, niteliği diildir anacım. Yeter ki yüzen bi tahtan olsun demiyo muyum her zaman ben? Öyle işte..
Felsefen şöyle olsun anacım:
Paran kadar olsun, küçük olsun, basit olsun ama seni lacivert sularda keyfince gezdirsin yeter. Boyunun, fiyatının veya donanımının, kürekli bir sandal veya büyük bir yat olmasının da hiç önemi yok.
Aslolan nedir biliyo musun?
Aslolan, senin teknen ve denizle kurduğun ilişkidir. Önemli olan onu diğer bütün sahip olduğun nesneler gibi görmeyip, sahip olunmuş bir nesne seviyesizliğine indirgemeyip, sana yaşattıkları hissettirdikleri ile bir bütün olarak değerlendirip, capcanlı özel bir ruh zenginliği yoldaşı olarak algılayabilmendir.
O bir taşıt aracı olmaktan çok öte, bambaşka bir zevk veren, unutulmaz deneyimler yaşatan, sana denizi, denizdeki yaşamı tattıran ama en önemlisi, sana seni ve dostlarını tanıtan bir yol arkadaşıdır vesselam.
Yol arkadaşı dediğime de bakma. Gezersen çok şahane olur, gez deryaları bittabi ama gezemesen de dert etme. Pasarelladan geçebildiğin sürece o sana pek şahane anlar yaşatır anacım.
Ama anın tadını çıkarabilmeyi bileceksin canım tayfa.
Teknen marinada, limanda, iskelede ya da alarga da bi koyda yatıyo olabilir. "Yatsın orda" demiyeceksin. Boş vakitlerinde çaycıda, çorbacıda, AVM'de, kahvede vakit öldürmeyip, kalkıp gidip tekneni açıp, kıçında yayılıp, içinde zaman geçireceksin.
Çayın, kahven, sevdiğin içecek ve atıştırmalıkların her daim hazır olacak mutfakta. Her an demir alıp, ufuklara sürecekmiş gibi tekneyi hazır tutacaksın.
Bi köşede unutulmuş, oynaman için vaktini bekleyen, pahalı bir oyuncak olmayacak teknen. Yaşam alanının doğal bir parçası olacak.
Üzerinde çalışıp uğraşacaksın. Orasını burasını elleyip, tamirini tımarını eksik etmeyip, aklayıp, paklayıp, temizleyip hazır tutacaksın. Emek vereceksin, öyle ki teknen de hayatında ortaya koyduğun eserlerden biri olacak.
Ne diyorlar: sevgi emektir. İşte bu emek , sen ve teknen arasında daha sağlam bağlar kurulmasına, onu daha çok sevmene önemsemene , onun da seni daha sıkı koruyup kollamasına yardımcı olacak.
Denize çıktığında aceleciliği, telaşeliği geride bırak. Koşuşturma curcuna, gerginlik medeniyet ortamlarında zaten diz boyu.
Denizde huzur sukunet ve gevşeme olmalı anacım.
Kasma kastırma.
Küçük bir tur bile atacak olsan, uzun bir yolculuk yapacakmışsın gibi, "git gidebildiğin yere" havasında, zamanla yarışırcasına diil de, dönüş saatine kafayı takmadan yola çık. Saati unut ve güneşin seni yönlendirmesine izin ver. Teknedeki yaşam denkleminden hız ve zamanı çıkartırsan geriye uzay kalır, o da denizin enginliği işte anacım..
Çoğu zaman öylesine çık yola.. Sabit rotasız ve hedefsiz ol.. Basitçe yelken yap. Kendini rüzgar ve denizin çağrısına bırak, doğa yönlendirsin seni.
Yolda mil hesabı yapmayı bırak bi tarafa. Gözün chart plotter da, şu kadar mil gittim, hızım şu kadar mil oldu, önümde şu kadar mil kaldı diye kurtlu kurtlu zıplayıp durma durduğun yerde. Ne geride bıraktığın ne de önünde kalan milleri düşün.
Bir yere gitmeyi takma kafana, hiçbir yere gidiyor ol bazen.
Sadece denizde olmanın, yolda olmanın ve anın zevkini çıkart.
Gideceğin yere varmış olmak değil, yolda oluyor olmak, gidiyor olmak zevklidir, bunun farkında ol sevgili tayfa.
Fotoğraf mı?
Ha o Aksona kaptanımız, minik tirhandilinin dümeninde; yelken deniz ve güneş keyfinde...

Mesela şu elektroniklere kafanızı takmanızı anlamıyorum anacım. Teknenin her yerini binlerce dolarlık elektronik seyir cihazları ile donatıyonuz ya ona çemkiricem şinci.
"Almayın yavv şunları" diyemiycem valla, paran varsa alacaksın tabi.. Para var, kolay çözüm var şeysileri..
Gerçi manifestonun orjinalini yazan Katalan gemiciler "unutun bunları" diyor ama, moderin zamanlardır anacım. Bendeniz görmemezlik edemiycem şimdi insanoğlunun pek faideli icatlarını. Öyle ya imkan varsa neden kullanmayalım di mi ama?
Fakat kafayı bunlara takıp, gezilerinizi, elektroniklerin arasına kafayı gömmüş, güzellikleri ıskalayacak şekilde yapmayın diyeceğim.
Alın, lazım olur ama dursun bi köşede. Fakat geleneği yaşamanın keyfini, zevkini ve güvenliğini ıskalamayın sevgili tayfa.
Bu "keyifli seyirler" işi eğlenceli bir oyunsa eğer, geleneksel seyir tekniklerini kullanabilmek te bu oyunun olmazsa olmaz bi kuralıdır vesselam.
Aletlere bağlı kalmadan denizde gidebilmeyi öğrenmelisin canım tayfa.
Havayı okumayı, temel meteoroloji bilgilerini, gözlem yapmayı, belirtileri değerlendirmeyi bilsen iyi olur.
Seyir sırasında nerede olduğunu saptayıp, kağıt bir harita üzerine işlemeyi, geleneksel haritalar, cetvel pergel felan rota çizmeyi, kara işaretlerini okumayı, parakete seyrini, pusula kullanımını, ilgili almanakları, çizelgeleri , pilot haritaları, pilot kitapları okumayı , hatta göksel navigasyon yapmayı bilsen iyi olur valla.
Diyeceksin ki "neden, hangi çağdayız bea?"
Neden olmasın yavv? Hiç bi işe yaramasa bile Alzaymır olmanı engeller, kafayı çalıştırır beyni canlı sıcak tutar. Malum yeni bişi öğrenmek iyi gelir bünyeye. Seyir sırasında da eğlenceli bi uğraş olur. Yaz çiz düşün, denizle havayla ilgilen, fenerleri burunları izle, seyir defterine yaz derken eğlenirsiniz vakit geçer.
Havayı koklarken burnun , etrafı kolaçan ederken gözlerin, rüzgarı hissederken sesleri dinlerken kulakların bayram eder; hayatın farkına varırsın bea.


Kısaca seyir sanatını öğren, fena mı sanatçı olursun işte bir tür.. Unutma canım canım tayfa gerçek denizcileri tanımlayan budur aslında. Her şartta kendine yetmeyi öğrensen iyi olur denizde. Her beklenmedik duruma hazırlıklı olmak lazım binaenaaleyh.
Tamam anlıyorum uygarlığın kitle iletişim araçları hepimizi esir almış durumda. Cep telefonu diye bişi icat etti insanlık. Gittiğin her yere her lanet olası şeyi taşıyorsun. Radyolar, TV'ler, müzikçalarlar, sosyal medya, dünyanın gazetesi-kitabı, filmler diziler hikayeler her yerde her zaman bir tık uzakta.
Kopamıyoruz, kendimizi soyutlayamıyoruz networkten.
Bi an bağlantımız kopsa kendimizi çıplak hissediyoruz. Ellerimiz kaşınıyo, parmaklarımızı nereye koyacağımızı dikkatimizi nereye vereceğimizi şaşırıyoruz.
Teknede en çok önemsediğimiz donanım , telefonların şarj ve bağlantı üniteleri oldu artık.
Ne diycem: Yapmayın. Her şeyi kapatın. Bağlantıları koparın. Network'un dışında kalın. Kısa bir zaman için bile olsa keşmekeşin, curcunanın, karmaşanın, gürültünün dışında kalmayı deneyin.
Sessizliğin sesini dinleyin bir tek. Denizin şırıltısını, bordaya çarpan dalgaların şakırtısını, yelkenin pırpır eden mırıltısını, esip geçen rüzgarın nefesini dinleyin. Bırakın sonsuzluk kuşatsın bünyeyi. Binlerce yıl önce de onlar vardı, şimdi de var, hep olacak; biz canına okumazsak doğanın.
Cep telefonu nedir ki? Şunun şurasında üç günlük ömrü olan bir icat. Peh ki peh..
Yekeye veya dümen dolabına yapışıp kalma. Her şeyi kontrol edicem tatavasını bırak bi yana. Koyver gitsin akışına. Dümeni bir arkadaşına bırak, yanlızsan trimine güven, dümeni sabitle, koyver tekneyi rüzgara o yolunu bulur nasılsa. Çık havuzluktan yayıl pruvaya, güverteye uzan ya da ve kendini akışa terk et. Sonsuzluğa akan zaman içinde süzül git..
"Yaşamak ne güzel şey" diye düşün. "Yaşamak ne güzel şey anasını sattığımın, yaşamak ne güzel şey". Yaa, bilmem artık..
Bak her zaman söylediğim bişiyi bi daha söyleyeceğim.
Yaz anacım. Her şeyi yaz. Yazdıkça daha çok farkına varacaksın yaşadıklarının hissettiklerinin. Somutlaşacak ete kemiğe bürünecek yaşantılar, deneyimler sen yazdıkça.. Kalıcı olacak, yarınlarda yaşayacak, ana mahsus kalmayacak yazdıkça çoğalacak tekrarlanma imkanı doğacak her anın.
Bir seyir defterin olsun teknende. Sadece teknik bilgiler için değil ama. Her şeyi yazmalısın oraya. Ya da ne biliim bi elektronik ortam kullan not almak için. Böylece her denizde oluşunun duygularını saklayacak, hatırlamak istediğinde yine yeniden yaşayabileceksin iyi kötü anları.
Bi de bak ne söyleyeceğim. Mutlaka paylaş yazdıklarını. Tabi ki benim kadar yetenekli bir yazar olamayabilirsin anacım. 🤪Takma kafana, ben de bir Dostoyevski sayılmam zaten neticeten. 🧐
Ne yazabiliyosan ne kadar yazabiliyosan o kadar yaz. Yaz ve paylaş. Mükemmel olması şart değil.
Senin "ne biçim bi yazı oldu bu" dediğin metinler, emin ol pek çok insan için eğitici, keyiflendirici, ilham verici olacaktır.
Neydi o bi reklam vardı hani bir ara; "paylaşıldıkça çoğalır" diye bi hüküm veriyordu bişi için. Aynen öyle, güven bana kendimden biliyorum. Film çeker, foto çeker, yazar da paylaşırsan aldığın keyifler katlanır, tekrar tekrar yaşanır çoğalır gider vesselam.
Bi blog yap, olmadı bi vlog yap, o da olmadı bir feys sayfası aç ya da hepsini birden yap. Pek güsel olur, fıstık gibi olur.
Yarışmalara girme anacım. "Hızlı olmayı boşver, yavaş yavaş git her zaman diyeceğim" ama bu da bir spor neticeten. Tekne Yarışları da, denizlerden teknelerden alınan zevkin bir başka çeşidi bir çok denizci dostumuz için.
"Eğer yarışmaktan hoşlanıyorsan asla ödülü ve dereceleri düşünerek yarışma. Yarışa, denizi, tekneni ve kendini rekabet içinde tanımayı öğrenmek için gir" diyor manifestonun orjinal yazarları olan katalan denizciler.
Ben farklı düşünüyorum doğrusu, bence rekabeti de boş ver. Yarışlara gir ama yarışları, denizde olmanın, diğer denizcilerle birlikte olmanın bir fırsatı olarak değerlendir.
"Yarışlarda her zaman en sonuncu olmayı hedefle" diyorum. Bu da dikkat çekici bir derecedir netekim. 😝 Herkeşler tanır seni neticeten. 😁 Hem böylece cümle tayfadan daha çok denizde kalmış, suyun rüzgarın tadını daha çok çıkarmış olursun hem gereksiz risk almamış lüzumsuz masraf yapmamış hem de tekneciğini de zorlayıp hırpalamamış olursun. Bilmem artık söyledim işte.
Tekneni sakın terk etme, o bunu sana asla yapmaz.
Tekne candır canlıdır. Onu ne marinada ne limanda ne de karada kızakta, kimsiz kimsesiz, boynu bükük bir başına, yanlız, çaresiz, bakımsız bırakma.
Denizi de unutma, nerde olursan ol her gün bir an için de olsa denizi görmeye çalış. Vakit buldukça ona git, uzun uzun seyret suyu, o muazzam enerjisini içine sindir. Nereye gidersen git, gittiğin her yere denizi de götür. İçinde ruhunda hatıralarında eksik olmasın.


İşte bu kadar.
Yazdım söyledim bildiğimce. Sürçü lisan etti isem affola.
Gerisi size kalmış, hayat sizin neticeten; bildiğiniz gibi yaşayın. Aslolan mutlu olmaktır bilhassa.
Kimseye yaşama hakkında akıl vermek, başta ben kimsenin haddi değil binaenaaleyh.
Kalın sağlıcakla canım tayfa.

8 Mart 2020 Pazar

- BANU ÖNEY HANIMI TAKDİMİMDİR.


Bu gün "Banu Öney" hanımı hatırlayacağız bu yazıda canım followırlarım.

Namı ile maruf denizci kadınlarımızdandır vesselam.


Bu yayınımızın tarihine de dikkat isterim;  8/Mart yani.
Bu vesile ile kadınlarımızı da kutluyor saygılarımızı sunuyoruz.
Banu hanımı  Türk amatör denizcileri yakinen bilir aslında. 
Türk yatçılarının duayenlerinden namı ile maruf Necla /Muhittin Öney çiftinin kızlarıdır.


Muhittin bey için Turk yatçılığının sancaktarı idi dersek mubalaga etmiş olmayız. 
TAYK'ın da kurucularından olan Muhittin beyin katıldığı yarışlar, desteklediği organizasyonlar ve yazdığı kitaplar ile az hizmeti geçmemiştir yurdum yatçılığına.
Eşi "Necla Öney"de, Türkiye'nin ilk kadın yat kaptanıdır.. Her zaman eşi ile birlikte denizlerde ve yarışlarda olmuştur.
Başka bi yazıda anlatayım onları size.

"Banu Öney" ise aileden devir aldığı denizcilik sanatında, ustalık çıtasını, cook daha uzaklara  taşımış bir denizcimiz.

1956 doğumlu Banu Öney hanım , Bogazici Universitesi psikoloji bölümü mezunudur.
Santa Barbara Kaliforniya Üniversitesi'nden de doktoralı bir öğretim görevlisi kendisi.
Boğaziçi Üniversitesi, Delaware ve Illinois Üniversitesi'nde hocalık yaptı, Profesörlük ünvanına sahip.
2005'te geçirdiği bir rahatsızlık ve beyin ameliyatından sonra çalışma hayatını noktalandırıp, denizlerde yaşamaya başladı. Marmaris'ten yola çıkıp yeni dünyalara gitti.

Teknesi Denize ile dünya denizlerinde epi mil eritmişliği var dümen suyunda; 2 de okyanus geçişi var; belki de 3 olmuştur şimdilerde.. 

Eşi "Peter Suggers" ile dünyayı turluyor; "Denize 2" tekneleri ve köpekleri "Ada" ile..

Neyssee.. 
Hikayenin hepsi, her şey bu filmlerde var işte canım canım followerler.. 
Çok güsel bi hikaye. İlham verici ve sürükleyici realiti şow dadında vesselam..
Fotolar felan tarihi bi belgesel kokusu da var.. 
Özellikle  anne Necla Öney hanımın eskimiş fotoları fevkaladenin fevkinde.. "Ada" kuçusu da, kuçu sevenlere lezzet dağıtmakta..
Bu birinci bölüm:
https://youtu.be/jLz2YgRAbAk
Bu da ikincisi:
https://youtu.be/DBZ3pkSMoyU

Deniz adlı bir kızı var, o da denizci. Ailenin üç kuşak denizci kadınları bakın bu  fotoda. 
Ortada Necla, Solda Banu ve Deniz..

Kitapları videoları ve konuşmaları var denizcilik hakkında; görürseniz izleyin anacım, teşekkür edersiniz bana.


Türk denizci kadınlar dediğimizde önde gelen isimlerdendir vesselam. 
Saygılarımızla selamlamaktayız neticeten.
Ne diyoruz ?
"Kadınlarımız olmadan asla.."
"Yaşasın denizleri ve tekneleri seven kadınlar."
"Ne çok denizci kadın, o kadar denizci millet."
Bak bi de ne diycem:
"Gönlümün Sultanı" topiğimizi okumuş muydunuz? "Jeanne Socrates" hanımdan bahsediyordum.
Dünya denizlerindeki en sıkı kadın kahraman. 
Banu hanım, bir yazışmamızda Jeanne ile çekilmiş bi fotosunu da yollamıştı sayfamıza.
Memnun olduk bittabi; sıkı bir Türk kadın denizci ve dünya rekortmeni Socrates kaptanımız bir arada.
Her zaman rastlanılmayacak bir anı. Aşağıdaki  foto da o..


Hadi bakalım kalın sağlıcakla..