4 Mart 2020 Çarşamba

- BİR RÜYADIR TİRHANDİL.

Bilen bilir hastasıyızdır. Az paylaşmadık ortamlarda tirhandil yazılarını fotolarını. 
Gönlümüze düşmüş bir ateştirse de kavuşamadan gideceğiz heralde bu kavanoz dipli dünyadan. Gerçi sahip olmayı başarabildiğimiz guletlerimizle soğuttuk biraz aşk acısını ama bi tirhandil edinemedik ahir ömrümüzde vesselam. 



Çok gezmişliğimiz vardır ama filvaki.
Akdeniz'e Ege'ye çok yakışmış bir teknedir anacım. Kaptanınıza da yakışırdı ama olmadı işte. Neysse "asla geç diildir" diyelim ufkumuzu karartmayalım canım followırlarım; genciz daha binaenaaleyh.




Tırhandiller, Antik çağlardan beri bura denizlerinde çok beğenilen bir tasarım olmuş. Ülkemizdeki anavatanı Bodrum olmuşsa da, Yunan adalarındaki tersanelerce geleneksel olarak çokça yapılmıştır. Binlerce yıldır çok az değişmiş, canlı bir tarihi efsane olarak günümüze gelmiştir.
Bu gün hala limanlarımızda salınıp durmaktalar.

Adını Antik Grekçe trekhantiri / trechenderi / triakene sözcüklerinden almış. "Üçte bir" ya da  “bire/üç” anlamındaymış bu isim. 

Neyden sebeb diyeceksiniz şundan dolayı anacım:  Bu teknelerin en önemli özelliği, enleri  
boylarının üçte biri olması..



Adı da bu ölçü sisteminden kaynaklanmış. 
Öte yandan Trexantiri sözcüğünden  geldiği de söylenmekte ismin. Bu da " Takipçi" demekmiş.Baş ve kıç tarafı bir ve sivri olup, literatürde "double ender" denen tasarımlardan.  Ama forma açısından bilinen yabancı formlardan çok daha biçimli ve güzeller. 
Hep iş teknesi olmuş. Denizci, güvenli, hızlı pek zarif teknelerdir.  Ne yazık ki gezi teknesi olarak pek tercih edilmemiştir. Neyden sebeb derseniz gövde formu az sayıda kamaraya izin verdiğinden, kıçta ise yayılma imkanının kısıtlı olmasındandır.


Geleneksel olarak  yeke  ile kumanda edilen,  yuvarlak gövdeli,  geniş karınlı, Bodoslamaları hilal şekilli,    Bordası alçak ve kavisli, açık ambarlı,   kullanışlı  güverteli  tekneler. 

Eskiden  tek direkli olup Latin yelken kullanılırdı. Şimdilerde  iki direklileri de yapılabilmekte, çoğunlukla randa ve markoni yelkenler  kullanılmaktadır. 


Çok büyük olmazlar genellikle.  6/15 metre arası boyları olur. Küçük olanları pek şekerdirlerse de, 11/12 metre olanları dadından yinmez. 


Yakın  zamanlarda gezi amaçlı 20 metrelik tirhandiller de yapılmıştır. Özellikle "İlkay Mıstık" ustanın işleri dikkat çekicidir bu boylarda. Ama fazla büyük olmaları çektirmeye benzemelerine sebeb olduğundan tercih edilmemekte tirhandil babında.

Çekiciliğinin yanı sıra bu form güvenilir ve denizci bir tekne de oluşturmakta. 




Hızlı  ve üstün manevra kabiliyetine sahipler.  Gerçi omurga salmalı olmaları nedeni ile tornistan da pek dümen dinlemezler ama kıvrak teknelerdir  vesselam. 

En/boy  oranı ve küpeştelerin alçak olması nedeniyle de kolayca alabora olmuyorlar. Öte yandan, inşa teknolojisi  bakımından sağlam omurga ve sık posta aralıkları,  geleneksel olarak kullanılan ağaçların türleri de  de güçlü ve dayanıklı gövdeler yaratmakta. Antik dönemde menengeç ve sedir ağacından yapılan tekneler bugün, reçineli çam ağacından inşa edilmektedir. 

Tabii lamine teknolojisi de kullanılıyor son yapılanlarında. Oralara girmeyelim şimdi. Biz "yığma tahtacılardanız" vesselam.




Milli Dalgıç "Aksona Mehmet Baş" kaptanımız’da Tirhandili, alçak yapılı, havaleli olmayan, rüzgar tutmayan, motordan önceki dönemde kürekli ve boyu kadar yerde dönebilecek manevra kabiliyetine sahip bir tekne olarak tanımlamıştır.

Bizden bir geleneksel tirhandilde şunlara bakacaksınız anacım.

Burnunun  gaga şekline, küpeşte ve şiyer şekline, baş bodoslama eğriliğine, kıç bodoslama yatıklığına, zarif ve figürlü dümenine, ay yıldız ve diğer ahşap oymalarına.. Olmazlarsa, o tirhandil bizim tirhandil olmaz vesselam. 


Özellikle  yük taşımacılığı, balıkçılık ve sünger avcılığı için ideal bir forma sahip olan tirhandiller yelken seyri için yaratılmış gibidirler. Kürekle de kullanılabiliyorlar bittabi.

Bütün bunlar nedeniyle antik çağda deniz ticaretinin en önemli ve en çok kullanılan taşıtı olmuş.
Antik çağda, şarap, zeytinyağı, hububat, incir, tuz, tuzlu balık  gibi ürünleri taşımakta kullanılan, amfora olarak adlandırılan, iki kulplu ve sivri dipli toprak testiler, bu geniş karınlı, açık ambarlı teknelere kolayca yerleştirilmişlerdir.

Homeros’un İlyada ve Odise Destanlarında “koca karınlı tekneler” diye ifade ettiği tekneler birer  Tırhandil idiler heralde.  Yunan mitolojisinde altın postu aramaya giden Arganot’ların lideri Iason’un kullandığı tekne de gene antik kaynaklara göre Tırhandildir. 

Tarihin ilk babası Halikarnassos’lu (Bodrum yani) Herodot amcamızın  seyahatlerini derlediği Herodot Tarihinde de Tırhandillerden bahsedilmektedir.
Tırhandil formundaki teknelerin yapımına Roma, Bizans (Doğu Roma) ve Osmanlı çağında da devam edilmiştir. Bodrum Sualtı Arkeoloji müzesinde halen teşhirde bulunan, Serçe Limanı Cam Batığına ait tekne (M.S. 11. y.y.) 15 metre uzunluğu ve 5.13 metre genişliği ile Tırhandil formuna yakın olup, günümüz Bodrum tersanelerinde uygulanan tekniğe benzer olarak inşa edilmiştir.
Yakın çağda ise ilk kayıtlar 1658 yılına kadar gitmekte.
O tarihlerde bi gurup Grek tayfa  korsanlardan kaçarken  Hydra adasına ulaşmışlar ve  Giritlilerden de öğrendikleri şekilde ilk tirhandili inşa etmişler.


Sonrasında da  19. yüzyıl sonlarına kadar yapılan bütün tirhandiller  Hydra ve Spetses adalarından çıkmış diyollar. Yunan adaları  sünger avcılığının merkezi konumundayken yüksek manevra kabiliyeti, güvenilirliği ve sağlam geniş karınlı gövdesiyle sünger avcılarının talep ettiği tekneler olmuşlardır. Ayrıca, sünger dalgıçlarının nargile tekniği ile daldığı dönemde, dalgıcın çıkardığı kabarcıkları kıvraklığıyla takip edebildiğinden (takipçi ya) tercih edilmekteydiler.


Bizim memlekette ise durum geriden gelmiş biraz. Bodrum’daki Osmanlı Tersanesinin kaldırılmasından sonra (1840) Anadolu’da tekne imalatı kesintiye uğramış;  ancak,  1960’lı yıllardan itibaren Tırhandiller tekrar görülmeye başlamış. Güllük’te deniz feneri bekçisi olan Namilerin Mehmet, Kalymnos’a giderek Yunanlı ustaların yanında çalışıp, tekniğini öğrenmiş, ve Bodrum'da  imalatlara başlayarak büyük bir Tırhandil ustası olmuştur. 

Ardından Namilerin Mehmet’in çırağı olarak yetişen Ziya Güvendiren usta, bu konuda büyük emekler vererek muhteşem Tırhandiller inşa etmiştir. 

Ziya ustanın yetiştirdiği Çolak Erol (Ağan), İsmail Özyurt, Erol Özyurt, Kıvırcık Mustafa, İlkay Mıstık, Mustafa Özkeskin (Hacı), Mahir Top, Mehmet Nami Uyav ve Küçük Ziya Tırhandil ustaları olarak Bodrum denizcilik ve süngercilik tarihine adlarını yazdırmışlardır. 




Bu gün bu büyük ustaların her biri muhteşem markalar olarak hatırlanmakta ve saygı görmektedir alemlerde. Biz de  onları saygılarımızla anmakta ve usta ellerinden hararetle sıkmaktayız canım 
followırlarım. 


Bulunabilirse eğer yaptıkları tekneler, müzelerde olamasa bile limanlarda baştacı edilmelidir vesselam. Mesela Bodrum'da  efsane süngerci Aksona Mehmet’in, Ziya Usta yapımı olan küçük tirhandili limanımızda salınmakta ve hakettiği saygıyı görmektedir bilhassa.

Ne yazık ki diğer ahşap tekne imalatları gibi tirhandil üretimi de, tek dişi kalmış cafanarın medeniyet modernitesinin  kurbanı olmaktadır sevgili tayfa.  

Bilen, eden, talep eden denizseverlerin sayısı giderek azalmakta, yapımcı ustaların sayısı düşmekte , bu çok şahane tarih te kaybolmakta olan değerlerimiz arasında yerini almaktadır. 

Neyseki  son yıllarda,  dünyanın  büyük ve prestijli yarış organizasyonlarından  olan "The Bodrum Cup",  ahşap yat  yarışlarından ayrı olarak, dünyada ilk ve tek  Tırhandil yarışını da organize etmeye başlamıştır.
Bu ilgiyi körüklemekte ve tirhandil talebine olumlu yansıyan gelişmelere neden olmaktadır.




Tirhandilleri gündemde tutacak,onurlandıracak, alemlere mal olacak bir yazı yazmak istedim canım followırlarım. Ne kadar başarabildim bilmiyorum. Yıllardır internet ortamlarında bu konuda yazıp çiziyoruz. Kuşkusuz bu bilgilerle ilgili araştırmaları ben yapmadım. Ben İnternet ortamlarında bilgi madenciliği yapmaya çalışıyorum. Wikiderya, Forum Heyamola, Forum Gezgin Korsan gibi mecralarda epi bilgi yazıp çizmiştik dostlarla beraber. Hepsi de çok sevgili dostlarım olan Cem Gür, Hakan Tiryaki, Gönenç Demir beylerin araştırmalarından yazdıklarından çok şeyler öğrendim ve buraya da alıntıladım. Benim ve onların yazdıkları oralarda duruyor hala. Tabii konu hakkında araştırma yapan bilim adamlarının  çalışmaları makaleleri de büyük katkı sağladı öğrenme sürecine. Sonuçta bu bir doktora tezi değil hepsini yazmayayım şimdi buraya. Hepsinin ellerine sağlık diyelim.

Bak mesela ne güsel bi film de yapmışlar burada.
Gözlerim yaşardı vallahülazim.
Bakın sizin de yaşarsın.
https://youtu.be/wSbrzeglSrc

Neyse her türlü eleştiri öneri ve katkılarınızı bekliyorum hepsini koyarım metnin içine söz valla.

6 yorum:

  1. Naçizane bir ekleme yapmak isterim: Yukarıda bahsettiğiniz iki ucu sivri formanın en önemli özelliği, iki parmağınız arasında sıktığınız kavun çekirdeği misali, çalkantılı denizde dalgalarla başedebilme kabiliyetidir.

    YanıtlaSil
  2. Çok doğru teşekkür ederim. Nami Uyav ustanın yaptığı bir benzetme idi yanlış hatırlamıyorsam bu..

    YanıtlaSil
  3. 1968 ‘de Kemal Denizaslanı’nın kardeşi ile yaptığı 12 metrelik tirhandil ile uzun deniz seyahatleri zehirini alıp bu günlere geldik.

    YanıtlaSil
  4. Eline sağlık. Biraz daha bilgi kırıntısı da eklenecek yakında.

    YanıtlaSil
  5. anlatım dilini herzaman beğendiğim dostum.yazını keyifle okudum.aydınlatıcı olduğunu düşünüyorum.devamını dilerim...

    YanıtlaSil
  6. Harika anlatmışsınız. Emeğinize, yüreğinize sağlık. Satırlar arasında gezintideydim sanki.

    YanıtlaSil